İhmal Sendromu Nedir?

İHMAL SENDROMU/NEGLECT SYNDROM

Bir restoranda oturuyorsunuz. Yemeğinize henüz başladınız. Karşınızdaki masaya şık bir bayan oturuyor. Siparişini veriyor. Ancak, bayanda bir gariplik hissediyorsunuz. Saçlarının sağ yarısı düzgün bir şekilde taranmışken, sol yarısı değil. Fark ettirmeden bayanın makyajına bakıyorsunuz. Yüzünün sağ yanı makyajlı, sol yanı, sanki sabah yataktan kalktığı andaki gibi. Dudaklarındaki ruju bile aynı. Sağ yarısında sürülü iken, sol yarısında sürülmemiş.

Kısa süre, kendinizi, bir kamera şakasının içinde olduğunuzu düşünüyorsunuz. Çevrenizi kolaçan edip sezdirmeden, bayanın hareketlerini takibe devam ediyorsunuz. Sipariş verdiği yemek geliyor. Yemeğini yiyor, hesabı istiyor. Hesabı ödedikten sonra restorandan ayrılıyor. Garson, tabağı kaldırmadan, son bir göz ucu ile bayanın yemek yediği tabağa bakıyorsunuz. Tabağın sağ tarafındaki yemek yenmişken, sol tarafındaki yemek olduğu gibi duruyor. Bu hastalığın adı: İhmal sendromu (Neglect Syndrome)

İhmal sendromlu hastalar, günlük hayatlarında sol taraflarındaki nesnelere ilgi göstermezler. Hatta bazen, vücutlarının sol taraflarına bile ilgisizdirler. Yukarıda da değinildiği gibi; saçlarının sol tarafını taramazlar, dişlerinin sol tarafını fırçalamazlar. Giyinirlerken, elbisenin sol kolunu giymeden bırakabilirler. Ancak, birileri dikkatlerini çekerse farkına varırlar. Bu arada, bu kişilerin, diğer yaşamsal, düşünce ve faaliyetleri ile normal bir yaşamları olduğunu söylemek gerekir.

İhmal sendromlu bir kişiden, bir çiçek resmi çizmesi istendiğinde, çiçeğin sağ yarısını çizer, sol yarısını çizmezler. Söz gelimi bu çiçek bir papatya ise, çizdiği resimde papatyanın sağ yaprakları görülürken sol yaprakları yoktur. Buna karşılık, ihmal sendromlu hasta, resmi tam olarak çizdiğinden emindir.

Bir saat resmi (kadranı) ve üzerindeki sayıları çizmesini istediğinizde, kadranı yani saate ait çemberi çizer. Buna karşılık, saate ait sayıların ya yarısı kadranda gösterilir ya da saat üzerindeki tüm sayılar kadranın sağ tarafına sıkıştırılır, kadranın sol tarafı boş kalır.

Eğer siz, bir kâğıdın üzerine yatay bir çizgi çizer sonra da ihmal sendromlu kişiden, bu çizgiyi, tam ortasından küçük dikey bir çizgi ile ikiye ayırmasını isterseniz, yatay çizginin sağ yarısının ortasına küçük dikey bir çizgi çizer.

Çizgi örneğini genişletelim. Eğer siz, bir A4 kâğıdının üzerini, yatay veya yataya yakın küçük çizgilerle doldurur ve sonra da, ihmal sendromlu kişiden her yatay çizgiyi ortalarından ikiye bölmeleri için çizgiler çizmelerini isterseniz, kâğıdın sadece sağ tarafındaki çizgilerin ortalarına çizilmiş çizgilerle karşılaşırsınız; kâğıdın sol tarafındaki çizgilere dokunulmamıştır.

Peki, beyinde neler oluyor?

Bilindiği üzere beynimiz, iki yarım küreden meydana gelmekte olup, sol yarıküre vücudumuzun sağını, sağ yarıküre de vücudumuzun solunu kontrol etmektedir.

İhmal sendromu, beynimizdeki sağ yarıküredeki zedelenme veya hastalıklar sonucunda oluşur.

Gözümüzde retina denilen yere düşen görüntü, beynimizin arkasında bulunan ve oksipital lob olarak isimlendirilen bölgenin birincil korteks denen yerine gelir. Her ne kadar, oksipital lob, görme işlemlerinin olduğu yer ise de, görmeye dayalı tüm işlemler burada bitmez. Oksipital lobdan, bir grup sinir bağlantıları, beynimizin tepesinde bulunan parietal loba giderken, bir kısmı da temporal lob olarak isimlendirilen ve beynimizin yanında bulunan bölgeye gider. Şimdi de, görmemiz ile ilgili bu kısımların ne işlemler yaptığına bakalım.

Temporal loblar, nesnelerin tanınması, adlandırılması, onlara uygun duygulanımlar verilmesi ile ilgilidir. Parietal loblar ise, dış dünyanın uzamsal yerleşimi, boşlukta yön bulma, hedefe yönelme, nesnelere uzanma, fırlatılan şeyi tutma, nereye koşacağımızı bilme gibi işlemlerde bize yardımcı olur.

İşte hastanın ihmal sendromu olarak görmemize sebep olan, kişinin sağ parietal lobunun hasar görmesidir. Bizler, günlük hayatta, gördüğümüz cisimlerin kendisini olduğu gibi gördüğümüzü düşünebiliriz. Ancak, cismin rengi, kenarları, cisim hareket halinde ise hareketi, bizden uzaklığı, konumu gibi durumlar, beynimizin farklı yerleri tarafından değerlendirilir. Beynimiz, bütün bunları bize, tek bir olaymış gibi gösterir. Hâlbuki biraz evvel ifade ettiğimiz gibi, baktığımız şeyle ilgili farklı özelliklerin birleşimidir gördüğümüz. İşte parietal lobun bir görevi de, baktığımız nesnelerin hareket edip etmediğini bize bildirmektir. Buna karşılık temporal lob, o nesnenin hareketini değil, o nesnenin kendisinin tanınmasında yardımcı olur.

İhmal sendromu da, sağ parietal lobun hastalık veya kaza sonucu hasar görmesi ile ortaya çıkar.

İhmal sendromlu kişilere kendi başlarına dolaşmalarına izin verilirse, sol tarafındaki hiçbir nesneye dikkat etmeyeceklerdir. Sol tarafındaki nesnelere çarpacak, sol ayağını yüksek bir kaldırıma vuracaktır. Aslında, ihmal sendromlu kişiler, sol taraflarındaki nesnelerle tamamen ilgisiz değillerdir, birilerinin sol tarafındaki nesneye dikkatini çekene kadar.

Peki bu kişilerin sol yanlarını görme konusunda “kör” olduklarını söyleyebilir miyiz? Hayır. Bu kişiler kör değillerdir. Bir başka deyişle, baktıklarında sağ yarısını görmekte ama sol yarısını görmüyor değillerdir. Sadece dikkatleri, sağ tarafa daha baskındır. Birileri, ihmal sendromlu kişiye sol tarafındaki nesneyi işaret ettiğinde görmediği o nesneyi göreceklerdir. (Söz gelimi, saçının sol tarafını taramadığını anlayacaktır.)

İhmal sendromlu bir kişi için, yukarıdaki deneyle ilgili şu sorulabilir. Saat kadranını çizerken, kadrandaki sayıların sadece sağ tarafındaki sayıları yaptığı resme aktarırken nasıl olur da kadranı belirleyen çemberi tam olarak çizer? Hâlbuki bu mantıkla, yarım bir çember çizmesi ve sayıları da bu yarım çembere yerleştirmesini beklememiz gerekirdi.

Günlük hayatımızda, bir çember çizmeyi otomatik hale getirmiş olabiliriz. Diğer bir deyişle çember çizmek, öğrenilmiş motor bir tepkidir. Bu da bize göstermektedir ki, bir olayı, bir mantık güderek irdelerken aynı olayın bir parçası olan bir parametre, güttüğümüzün dışında bir değişim göstererek bizi yanıltabilir. Olayları, kendi doğasının eksik parametreleri ile, sadece mantık güderek değerlendirmek bizi yanıltacaktır. Bir başka deyişle, sadece mantık yolu izleyerek, doğanın parametrelerinden uzaklaşmış bir düşünce ile gerçeğe ulaşma şansımız olmayacaktır.

İhmal sendromlu kişilere birbirinin aynı olan iki ev resmi gösterdiğimizi, bunlardan soldakinin penceresinden alevler çıkarken çizildiğini varsayalım. Kişilere, bir evin diğerine göre bir farkı olup olmadığı sorulduğunda, “bir fark olmadığını” söylerler. Buna karşılık, “bu evlerden biri sizin olsa hangisini isterdiniz?” diye sorulduğunda, %80’lik bir oranla sağ taraftaki evi istediklerini söylemişlerdir. “Neden sağdaki evi istiyorsunuz?” diye sorulduğunda ise, bir açıklama getirememişlerdir.

Buna dayalı olarak diyebiliriz ki, belli sinir yolları, kişiyi tehlikeden koruyacak şekilde evrimsel bir süreçle gelişmiş olmalıdır. Buna “sezgi” diyebiliriz. Ancak, sezgiyi metafizik anlamda yorumlamıyoruz. Sezgi, beynimizin, yeri geldiğinde bizi koruyucu, yeri geldiğinde çözemediğimiz bir problemi çözülmüş olarak önümüzde aniden bulmak ve birçok durumlar için bize yardımcı bir mekanizma olmalıdır.

Deneyi yapanların aklına, ihmal sendromlu kişiye çizdirdikleri çiçeği, gözlerini kapatarak hayalinden çizmesini istemişlerdir. Acaba, ihmal sendromlu kişi, görerek çizdiği yarım çiçeği, gözlerini kapatarak hayalinden tam olarak mı çizecektir? Hayır, öyle olmamıştır. Gözleri kapalı halde ve hayalinden çizilen çiçeğin, yine sadece sağ tarafının çizildiği görülmüştür. Demek ki, parietal lobdaki bu hasar, sadece gözler faal olduğu zaman değil, gözler kapalı olduğunda da, imgeleme, hayal kurma mekanizmasını da etkimektedir. Kim bilir, belki rüyalarını da…

Kitap okurken zorlanırlar. Eğer, okuduğu kelimeler ikiye bölünebiliyorsa, sağ taraftaki heceyi okurlar. Söz gelimi bir erkek, kadınlar tuvaletinin üzerindeki “women” (kadın) yazısının sadece “men” (erkekler) kısmını algılayıp, erkek tuvaleti olarak içeri girebilir.

Bu arada, şunu da ilave edelim ki; sol parietal lob hasar gördüğünde yukarıdaki olayların tersi gündeme gelmemekte, bir başka deyişle sağ tarafla ilgili bir ilgisizlik olmamaktadır.

İhmal sendromu ve benzerleri, günlük hayatımızdaki nice ilişkilerimizde, düşüncelerimizde, mantıksal çıkarsamalarımızda ve inandıklarımızda yanlışlar yapabileceğimizi, dolayısıyla, aldığımız kararlara ve inanışlarımıza geleneksel olmayan başka düşünceleri de katarak beynimizi daha iyi tanıdıktan sonra, bir kere daha düşünüp öyle karar verebileceğimiz konusunda bir fikir veriyor olabilir mi? Ne dersiniz?

Kaynaklar:
Ramachandran, V.S., Beyindeki Hayaletler, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi (2011)
Ornstein, Robert, Sağduyu, Kaknüs Yayınları (2004)
Alıcı, Tevfik, Gerçek Bir Yanılsama Bilinç, Metis Bilim (2013)
http://klinikpsikiyatri.org/files/journals/1/132.pdf