Sünni ve Şii Mezhep Ayrımı Ne Zaman Ortaya Çıktı.

 Sünnî ve Şii ayrımı İslam peygamberi Ebû’l-Kâsım Muhammed ibn ʿAbd Allâh ibn ʿAbd’ûl-Muttâlib’in 632 tarihinde ölümüyle birlikte başlamıştır. Yaşadığı sürece dini rehberliğin yanı sıra siyasi önder vasfını da kendisinde bulunduran Muhammed’in artık hayatta olmayışı müslüman toplumu yeni önderin kim olacağı sorusuyla karşı karşıya bırakmıştı. Sakife denilen yerde toplanan bir grup müslüman hilafete Ebu Bekir’i seçmiş, daha sonra “Şiat ü Ali” olarak adlandırılacak olan Ali taraftarı bir grup müslüman da Muhammed’in damadı olan Ali’nin bu göreve daha layık olduğunu ve Ebu Bekir’i seçen grubun hak yoldan saptığını düşünmüştü. Dahası Ebu bekir’in halifeliği Ali’nin elinden Fatıma’nın evinin basılması ve yakılması ile zorla aldığını iddia ederler.

Peygamberin ölümü üzerinden yaklaşık otuz yıl geçtikten sonra İslam toplumu ilk iç savaşı yaşamıştır. Bu savaş Müslümanların Emevi taraftarları, Ali taraftarları ve hariciler olarak bölünmesine yol açmıştır. Sünni yaklaşım;

  • Sünnîler ve Sünnîlik – Sünnîler ilk dört halifenin (Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali) Kur’an ve Sünnet’e uygun hak yöneticiler olduğuna inandılar. Ancak sonradan gelen ve artık saltanata dönüşmüş olan halifeliğin öncekilerin standartlarına uymadığına inandılar. Ancak sünni ulemaya göre müslümanlar’ın sonradan gelen otoritelere de itaat etmeleri, iç savaş ve fitnelerden uzak durmaları gerekliydi.

Miras sorunu

Muhammed’in dul eşlerinin yanı sıra Ali ve Fatıma’nın da, Ebu Bekir’in hilafetinden hoşnutsuz olmalarının bir başka nedeni daha vardı. Muhammed vefat ettiğinde geride önemli miktarda arazi ve mal varlığı bıraktı. Bunların en meşhuru tartışmaların da odağında olan Fedek Arazisi’dir. Ebu Bekir’e göre bu mal ve arazilerin gelirinden Peygamber halka yardımlarda bulunuyordu ve dolayısıyla devlete aitti. Ali ise “Muhammed’e gelen veraset ile ilgili vahiylerin peygamber’in mirasını da kapsadığını” iddia ederek bu duruma karşı çıkıyordu. Zira Kur’an’da vefat eden bir kişinin mirasının nasıl pay edileceği izah edilmektedir. Şiilere göre Ebu Bekir, Muhammed’in dul eşlerine devletten maaş bağlamış ancak Muhammed’in kanından olan Ali, Fatıma ve İbn Abbas’a o kadarını bile vermemişti ve Ali’nin etki ve nüfuzunu kırmak için bu Fedek Hurmalığı’nın gaspı gerçekleşmişti.

Eşi Fatıma’nın ölümünden sonra Ali, Fatıma’nın Muhammed’in mirasından payını almak için tekrar başvurdu ancak başvurusu aynı nedenlerle bir kez daha reddedildi. Bununla birlikte Ebu Bekir’den halifeliği devralan Ömer, Medine’deki arazileri Muhammed’in kabilesi Haşimoğulları adına Ali ve Abbas’a verdi; Hayber ve Fedek Arazisi’ni ise devlet malı saydı. Şii kaynaklara göre bu durum Muhammed’in soyundan olanlara (Ehl-i Beyt), baskıcı halifeler tarafından yapılan haksızlıkların bir başka örneğidir.