Hz. Muhammed’in (S.a.v.) Doğruluk Hakkındaki Hadisleri

Muâviye b. Ebî Süfyân (r.anhümâ)’dan; Resûlullah (s.a.s.)’ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

“Doğruluğa yapışın (ondan ayrılmayın), zirâ doğruluk iyiliğe götürür, doğru ve iyilik (sahibleri) ise cennettedir. Yalandan kaçının, zira yalan kötülüğe götürür; yalan ve kötü- lük (edenler) de cehennemdedir.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, No: 894, 19, 380-381, Beyrut, 1993)

Ebû Saîd-i Hudrî (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Doğru ve emniyetli tâcir (kıyamet gününde) peygamberler, doğrular (sıddıklar) ve şehitlerle berâberdir.” (Tirmizî, Büyu‘, 4, III, 515) İbn-i Ömer’den şu lâfızla rivâyet edilmiştir: Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz: “Güvenilir, doğru Müslüman tâcir, kıyâmet gününde şehitlerle beraberdir” buyurmuştur. (İbn Mâce, Ticarat, 12, II, 724)

Abdullâh (r.a.)’tan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Doğruluğa yapışın -ondan ayrılmayın- zira, doğruluk iyiliğe götürür, iyilik de Cennet’e iletir. Kişi doğru söyledik- çe, doğruyu araştırdıkça Allah katında doğru yazılır. Yalandan kaçının, zira, yalan kötülüğe götürür. Kötülük de Cehennem’e iletir. Kişi yalan söyledikçe ve yalan peşinde koştukça Allah katında yalancı yazılır.” (Müslim, Birr, 105, III, 2013)

Mansur b. el-Mu’temer (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Tehlikeyi doğrulukta görseniz de doğruluğu araştırınız, zira kurtuluş ancak ondadır.” (İbn-i Ebi’d-Dünya, No: 449, 264)

Abdullah b. Amr (r.a.)’dan, diyor ki: Resûlullah (s.a.s.)’ın evimizde bulunduğu bir günde:

Gel, sana bir şey vereceğim, diye annem beni çağırdı. Resûlullah (s.a.s.), anneme: – Çocuğa ne vermek istedin? diye sordu. Annem: – Hurma vereceğim, diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.): – Eğer (aldatıp) bir şey vermeseydin, sana bir yalan günahı yazılırdı, buyurdu. (Ebu Davut, Edep, 88, V, 265)

Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse bir çocuğa, gel sana şunu vereceğim der ve sonra da vermezse bu (sözü) bir yalandır.” (Ahmed İbn Hanbel, II, 452)

Süfyan b. Abdillah es-Sakafî (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.s.)’e:

– Ey Allah’ın Resûlü! Bana İslâm’ı öylesine tarif et ki, onu bir daha sizden başkasına sorma ihtiyacı hissetmeyeyim, dedi. Resûlullah (s.a.s.) da şu cevabı verdi: – Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol. (Müslim, İman, 62, 38)

Behz b. Hâkim, babası vasıtasıyla dedesi (r.anhüm)’den; Resûlullah (s.a.s.)’ın şöyle buyurduğunu işittim:

“Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için konuşur ve yalan söyler, yazık, yazık ona!” (Tirmizî, Zühd, 10, IV, 557)

Ebû Hüreyre (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Üç kimse vardır ki, kıyamet günü, Allah onlar ile konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkmaz. Bunlar için elem verici azab vardır: 1- Çölde fazla suyu olup yolculara vermeyen, 2- İkindiden sonra mal satan6 bir adamdır ki, (müşteri) kendisini tasdik ederek malı alsın diye, aslında öyle olmadığı hâlde, bunu, şuna şuna aldım diye Allah’a yemin edendir. 3- Yalnız dünya menfaati için hükümdara biat eden kimsedir ki, hükümdar, arzu ettiğini verirse biatında devam eder, istediğini vermezse biatından döner.” Bir rivâyette de: “Yalan söyleyerek malına verilmiş miktar- 6. İkindiden sonra buyurması, malın azalması ve vaktin daralması bakımındandır. 34 dan daha fazla verildiğine yemin eden, ve müslümanın malını elinden almak için ikindiden sonra yemin eden ve suyunun fazlasını men’eden (vermeyen) kimsedir. Allahu Teâlâ da ona, ‘Elinin emeği olmayan şeyin fazlasını men’ ettiğin gibi bugün de ben fazlımı (lütuf ve keremimi) senden men’ ediyorum, der”, buyurulmuştur. (Buharî, Ahkâm, 48, VIII, 124)

Abdullah b. Ömer (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) buyurdu ki:

“Bize silah çeken bizden değildir.” (Buharî, Fiten, 7, VIII, 90)

Câbir (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) buyurdu ki:

“Her iyi olan şey sadakadır. Kardeşini güler yüzle karşılaman ve kendi kovandan kardeşinin kabına boşaltman iyi olan şeylerdendir.” (Tirmizî, Birr, 45, IV, 347)

Abdullah b. Ömer (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Dört şey sende olduktan sonra dünyadaki kaybından sana bir zarar gelmez: Emaneti korumak, doğru söylemek, güzel ahlâk ve helâl lokma.” (İbn Hanbel, II, 177)

Vâile b. el- Eska’ (r.a.)’dan: Biz tüccar idik. Resûlullah (s.a.s.), bize gelir ve şöyle buyururdu:

“Ey tüccar topluluğu! Yalandan son derece kaçının.” (Taberanî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, No: 132, XXII, 56)

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in torunu Hz. Hasan (r.a.), Resûlullah (s.a.s.)’tan şu hadisi ezberlediğini rivayet etmiştir: “fiüpheli şeyleri bırak, şüphe vermeyen şeylere yönel. Zira doğruluk, gönle huzur, yalan ise kuşku verir.” (Tirmizî, Kıyâmet, 60, IV, 668)

İsmail b. Ubeyd b. Rifâa babası vasıtasıyla dedesi (r.a.)’den rivâyetine göre, Resûlullah (s.a.s.) ile mescide giderken alışveriş yapan insanları gördü ve şöyle buyurdu:

“Ey tüccar zümresi!” (onlar da) başlarını kaldırdı ve gözlerini Resûlullah (s.a.s.)’a çevirerek, onu dinlediler. Resûlullah (s.a.s.): “Tacirler, kıyamet gününde günahkâr olarak dirilecekler. (Bundan) ancak Allah’tan korkanlar, iyilik yapanlar ve doğru olanlar müstesnâdır”, buyurmuştur. (İbn Hibbân, Büyu‘, 4910, XI, 277)

Hakîm b. Hizâm (r.a.)’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Alıcı ile satıcı meclisten ayrılıncaya kadar muhayyerdirler. (Yani ayrılıncaya kadar alışverişi bozabilirler.) Eğer ikisi de doğru konuştu, mallarının kusurlarını ve değerini olduğu gibi açıkladılarsa, alışverişlerinde bereket olur. Malın ayıbını ve fiyatını gizlediler ve yalan söyledilerse, alışverişlerinin bereketini giderirler.” (Buharî, Büyu‘, 19, III, 10)

Ebû Bekr es-Sıddîk (r.a.)’dan; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Doğruluğa yapışın (ondan ayrılmayın). Zirâ doğruluk, iyilikle beraberdir. Doğru ve iyi (olanlar) Cennet’tedirler. Yalandan kaçının. Zirâ yalan, kötülükle beraberdir. Yalan (söyleyen) ve kötülük (edenler) Cehennem’dedir.” (İbn Hibban, Kitabu’l-Hazer ve’l-İbaha, No: 5734, XIII, 43)

Enes b. Mâlik (r.a.)’den; Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Benim için altı şeye tekeffül edin (söz verin), size cennet (sözü vereyim) tekeffül edeyim: Biriniz konuştuğu vakit yalan söylemesin, bir va’dde bulunduğunda sözünden dönmesin, kendisine bir şey emânet edildiğinde hıyânet etmesin. Gözünüzü (harama) yumun, elinizi (haramdan) çekin, iffet ve namusunuzu koruyun.” (Ebû Ya’lâ, 4257, VII, 249)

Abdurrahmân b. Hâris b. Ebî Kurâd es-Sülemî (r.a.)’den; şöyle demiştir:

Resûlullah (s.a.s.)’ın yanında idik, temiz su istedi, elini suya daldırarak abdest aldı, biz de O’nu gözledik, hemen (artan sudan) birer yudum aldık. Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: “Yaptığınız bu şeye sizi ne sevketti?” “Allah ve Resûlüne olan sevgimiz” dedik. Resûlullah: “Eğer Allah ve Resûlünün sizi sevmelerini isterseniz size (bir şey) emanet edildiğinde emaneti (ehline) verin, konuştuğunuz vakitte doğru söyleyin ve etrafınızdakilerle güzel komşuluk yapın.” buyurdu. (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat, No: 6513, VII, 267)

Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.s.), çarşıda bir buğday yığınına rastlayınca elini yığına daldırıp çıkardı, parmakları ıslandı. Bunun üzerine satıcıya:

– Nedir bu? diye çıkıştı. Adam: – Ey Allah’ın Resûlü, yağmur ıslattı, deyince, Hz. Peygamber: – Bu ıslaklığı üste getirip, herkesin görmesini sağlayamaz mıydın? Kim bizi aldatırsa, o bizden değildir, buyurdu. (Müslim, İman, 164, I, 99; Tirmizî, Büyu’, 74, III, 606)